RSS İle Abone Olabilirsin

E-mail İle Kayıt Ol

22 Ekim 2016 Cumartesi

Sosyal Medyada Vaka İncelemesi 1: La Belle Indifference Sendromu

Unknown



Instagram'a #koçiş yazdığınızda #kocişko, #kocişkelata vb. çıkacaktır. Malum zaman çok değişti. Sosyal medya ile yatıp kalkan, nefes alan bir toplum olduğumuzdan her şeyimizi bu mecralarda paylaşır olduk.
En çok onlar birbirlerini seviyordur, en güzel eşyalar onlarda vardır, en güzel kadın/en yakışıklı erkek o'nundur. Facebook'ta balayı fotoğrafları, gittikleri her mekanda yediklerini, içtiklerini paylaşan fotoğraflar, kayınvalidesi ile annesinden daha samimi olduğunu gösteren paylaşımlar, alınan her hediyenin fotoğraflarını paylaşmak gibi bir sürü saçmalıklar. Çoğu ailede kız çocuklarına verilen sorumluluk sadece ev işi yapmakla sınırlı. Kızın kendi zevkine göre evde değişiklikler yapılmasına izin verilmiyor ve "kendi evinde yaparsın." gibi söylemlerle geçiştiriliyor. Bu istekler birikip birikip evlenince böyle korkunç sonlar karşımıza çıkıyor. Kızlar hiçbir zaman ev dışındaki sosyal hayatında kendisine rol biçemediği için evlenince kendisi "fantastik" bir dünya kuruyor. Bu fantastik dünyada; zeytinler love ya da aşk yazılı tabaklara koyuluyor, kurabiyeler bisiklet sürüyor, ekmekler barbie çantasına giriyor, ev adeta pembe ve mor temalı bir uzay boşluğuna dönüyor. Kocişi ise oradan oraya savrulan bir meteor. Kadının boşluğunda hiçbir etkisi yok. Arada bir sinirlenip sonrasında trip girdabından çıkabilmek için hunharca hediyeler alıyor, özür diliyor, yetmiyor, sosyal medyada milyon tane fotoğrafa malzeme oluyor.



Aktif olarak çalışan kadınların ne böyle şeylere ilgisi olabiliyor ne de buna enerjisi yetiyor. Annemden biliyorum. Çalışan bir kadın olarak hiçbir zaman misafirliğe kurdeleli kekiyle gitmedi. Çünkü düşünmesi gereken başka şeyleri vardı. Pratik olmak zorundaydı. İşsiz anneler ya da ev hanımı dediğimiz kişiler, komşularıyla iletişim halindeydiler. Boş zamanlarında apartmanın önünde, çardaklarda hiçbir şey yapmadan oturuyorlardı. En az haftada bir gün düzenlenen ev oturmaları olurdu. Annelerimiz yapılan yemeklerle bize bir koşu getirir ya da bizi de yanında götürürdü. Hiçbirinde böyle sunumlarla karşılaşmadık. Ev oturmalarında yapılan sunumlar, koçişlerine yapılan sunumlardan daha kıymetlidir. Ancak bazı kadınlarımız, dış dünyayı bilmiyorlar. Bir erkekle uzun soluklu bir iletişim kurabileceğini bilmek -burada evlilikten bahsediyorum-, belki de hayatlarındaki en başarılı şey. Bunu da diğer evli olan kadınların üzerindeki hükümleri ile kanıtlamaya çalışıyorlar. Bu insanlar, annelerimizin 20 yıl önceki ev oturmalarına gitseler, iki kelimeyi bir araya getiremeyecek. Bu insanlar, iletişim becerilerini kaybetmişler. Mutluluğun ne olduğunu bile bilemeyecek kadar yalnızlaşmışlar. İnterneti elinizden aldığınızda geriye hiçbir şeyleri kalmayacak.

Narsistlik, kibir, beğenilme arzusu, beğeni manyaklığı, yorum takip etme çılgınlığı.. Sosyal medyanın bize en büyük zararı bu. "Gösteriş", göstermek, görülmek istenmek, imrenilmek istenmek,. İnsanlar egolarını tatmin etmeye bu yolla başvuruyor. Beğeni aldıkça, yorum aldıkça coşuyorlar. Bundan inanılmaz haz duyuyorlar. Bağımlılar. Bırakamıyorlar, deliler gibi takip edilmek istiyorlar. 

Prof. Dr. Arif Verimli

Prof. Dr. Arif Verimli'ye göre; “Batıda ‘Kitsch’ diye bir terim vardır. Türkçe’de tam karşılığını ben bu kızlarda buldum. Bu sunumlar öncelikle komik, eğlenceli, ama gereksiz ve abartılı. Buna bu kadar çok titizlenen ve birbiriyle yarışan kişiler olduğunu ve ‘Kitsch’leştiklerini görüyoruz. Bu kişilerin çocukken aşırı alkışlandığını, korunduğunu, prenses gibi yetiştirildiğini, öyle kıyafetler giydirildiğini, annelerinin de bunların bir üst sınıfı olduğunu düşünüyorum. Hayalimsi ve masalsı (projeler, düşler, tüyler, kurdeleler) çocuksu yaşantılar histeride, narsisizmde, histrionik, pasif bağımlı kişiliklerle çok sık görünür. Hayatında çalışma hayatı olmamış dış dünyanın kötülük ve sorunlarından uzak tutulmuş tanıştığı kişi sayısı az yaşamında sadece kendi dünyası olan toplumsal ve evrensel sorunlara duyarlılığı az “la belle indeferans” güzel aldırmazlık sendromudur bu düpedüz.”

Unknown / Kurucu & Editör

Merhaba! 08.05.1996 yılında İstanbul'da doğdum.Nişantaşı Üniversitesi'nde Yeni Medya öğrencisiyim. İlgi alanlarım; sosyal medya, dijital pazarlama, teknoloji ve müziktir.

1 yorum:

© 2016 sevgikaraer.com | Kaynak gösterilmeden yayınlanması yasaktır.