"Sosyal medya iyidir ya da kötüdür ifadesini kullanmak yanlış. Sosyal medyayı nasıl kullandığınız önemli. Bu tıpkı otomobil kullanmaya benzer. Eğer otomobili banka soymak için bir araç olarak kullanırsanız, bu otomobili kötü mü yapar? Bu tür amaçla kullanıldığı için tüm araçları yok etmek ne kadar saçma ise sosyal medyayı da hiç kullanmamak o kadar saçmadır." - Hiebert
Sosyal medya, özellikle baş rolde yerlerini alan Facebook, Twitter, Youtube günümüzün birer parçaları olduğundan beri, bilinç altımızda da bir yer edinmiş durumundalar. 140 karakter ile derdimizi anlatabilmeyi, 15 dakikanın altında olan videoları izlemeyi, sohbet ederek haberleşmeyi, dakika başı maillerimizi kontrol etmeye alıştık. Sanal dünya bizi öylesine avuçlarının içine alıyor ki çevrim içi olduğumuzda, etrafımızda olup biten her şeye ilgisiz kalıyoruz. Akıllı telefonlar, tabletler ve bilgisayarların içinde oradan oraya savrulduğumuz dünya, gerçek dünya ile bağlantısını yitirmeye doğru gidiyor adeta.. Dijital dünyanın bize sunduğu avantajlar elbette tartışılmayacak boyuttadır. Benim derdim, renkli dünyanın bizdeki yan etkileridir.
Güven ve empati duygularımızı harekete geçiren oksitosin hormonu ilişkilerimizde salgılanırken, çevrim içi olduğumuz platformlarda salınmaya devam ediyor. Karşı cins ile konuşmak, tanışmak ve onları "tanımak" daha da kolaylaşıyor.
Bir merhaba ile başlayan en masum olan sohbet bile ister istemez kadın-erkek ilişkileri, aşk vb. konulara kayıyor. Sanal dünya yüzünden ilişkiler tükeniyor, evlilikler bitiyor. Kendini ifade etmenin ve iletişimin bu denli kolay olduğu bir ortamda, zamanımızdaki her şey gibi iletişim ve ilişkilerde hızla başlıyor, hızla tüketiliyor. Evliliğinde sorunu olan, birbirlerine sevgilerini yitirmiş, iletişim kuramayan eşlerin de ilk durağı oluyor bu platformlar. Hızla tükenen onlarca sanal ilişki gibi insan da tükendiğini hissediyor. En başta duyulan eksiklik hissi azalmak şöyle dursun artmış oluyor ve üstüne bir de suçluluk hissi ekleniyor. Bu süreç böyle tekrarlanmaya devam ederse insan bunu içselleştirip kendi olmaktan çıkmaya başlar ve bir süre sonra duygusuz, ruhsuz, Doyumsuz birine dönüşebilir ki bu çok feci bir durum.
Kendinizi tüketmeden, ilişkinizi tüketmeden, sadece sevdiğinize yönelin, başka başka insanlarla paylaşmak yerine, her şeyi sevdiğinizle paylaşın. Gerçekten 3-4 arkadaşınız olsun, Facebook'ta ekli 300 kişi yerine.
Petronio’nun mahremiyet kuramı ise mahremiyetin sınırlarının belirlenmesi ve bu aşamada paylaşılan enformasyonun yönetilmesine vurgu yaparak mahremiyete ilişkin beş sav ileri sürer:
- Mahrem enformasyon insanlar onu kendilerine ait gördükleri için mülkiyetle ilişki içinde tanımlanıyor.
- İnsanlar özel enformasyonu sahip oldukları bir şey olarak tanımladıklarından enformasyonun dağıtımını denetleme hakkını da kendilerinde görüyorlar.
- İnsanlar özel enformasyon akışını denetlemek için birtakım mahremiyet kuralları geliştirip kullanıyorlar ve bu kurallar mahremiyetin bireysel ve kolektif sınırlarının yönetimini etkiliyorlar.
- Bir kez özel enformasyon paylaşıldığında kolektif mahremiyet sınırı oluşuyor ve özel enformasyonu alan diğerleri de bu enformasyonun ortak sahibi haline geliyorlar.
- Mahremiyet kuralları asıl sahibi ile ortak sahipleri arasında yönetilemediğinde sınırların sarsılması ihtimali ortaya çıkıyor çünkü insanlar kolektif mahremiyet kurallarını sürekli, etkili ya da aktif olarak müzakere etmiyorlar.
AKADEMİK BİLİŞİM KONFERANSI'NA GÖRE;
Takip etme ve takip edilme mantığı üzerine kurulu sosyal ağlar ve her an ulaşılabilir olmayı vaad eden cep telefonlarıyla gözetim, günlük bir alışkanlık haline geliyor, sıradanlaşıyor, meşrulaşıyor. Özellikle sosyal ilişkilerini ağırlıklı olarak sosyal ağlar üzerinden yürüten dijital doğanlar kuşağı, birbirlerini daha çok gözetler ve denetler hale geliyor. Cep telefonu ve içindeki uygulamalarla her an ucuza ulaşılabiliyor olmak, sevgilini cebinde taşıyormuş duygusuna kapılmak, sosyal ağlarda sevgilinin/eşinin paylaşımlarına kafayormak, lokasyon bazlı uygulamalarla gün içinde nerelere gittiğini takip etmek vb. birçok eylem, mahrem ilişkilerimizi etkiliyor, karşılıklı güveni sarsıyor, ilişkinin yönünü değiştirebiliyor, kimi zaman sonlanmasına yol açıyor. Gözetim bireyselleşiyor, normalleşiyor.







